Derdim Kendim Kendimle
Dertliyim , çok dertliyim hem de.
Kendimle barışmam gerekiyor.
Tam diyorum ki, bir bilim yazısı da ben yayınlayayım, başlıyorum bir şeyler yazmaya sonra vazgeçiyorum. Hadi diyorum şöyle elle tutulur başka bir şeyler yazayım. Mesela derli toplu bir Hawking güzellemesi yapayım yahut Edgar Allan Poe‘nun yaşam hikayesinden bahsedeyim, başlıyorum yazmaya sonra yine vazgeçiyorum. Acaba diyorum kripto para yorumu yapsam mı, sonra yok kimsenin vebalini alma diyorum.
En sonunda bir kuş konsun badi parmağınıza bahanesi tutuyor beni, selam edebilmenin uygunsuz çaresizliği içerisinde. Delirme can çekintilerimi bastırdığımı ifşa etmemezlik yapamıyacağım ama işte bastıramadığım dakikaların göbeğinde buluverdim kendimi.
Ne yapıyorsun BEN orada? Diye soruverdim kendime.
Zırva diyebildim sadece kendime acınası bakıslarla.
Bunu yenebilirsin KENDİM, inan buna! Deyiverdim ama dediğim an kendimi kendimin yanında buldum.
İşin içinde çıkamayacagımı düşündüm, uyursam geçer mi acaba diye kendi kendime söylendim lakin kendim kendime nafile adında bir hareket gösterdi. Çok kızdım, zaten öfkeliydim. Kalktığım gibi yumruğu patlattım gözümün ortasına.
Gözüm şişti.
Arpacıktır herhalde. dedim.
Cıks! dedi kendimden bir demet.
Yeter artık bıktım kendimden, yuhlar olsun tüm kendimlere deyiverdim.
Birden bütün kendimler kayboluverdiler arkalarında muz kabuğundan göz yaşları bırakarak.
Kendimden ise bir ben kalmıştım, o da zaten ta kendimdim.
Nereye gittiler ki acep? Ne güzel hepimiz bir aradaydık, ne şahaneydik, neydik ne olduk. Yandık bittik kül mü olduk ?
Ya arpacık? Hala arpacık… Yarın ne olur kimbilir.
Bilemiyorum buralar beni daha ne kadar idare eder.
Bugün, boğazın dibinde üzerine kargalar konan bir sokak lambasıyım, güpegündüz ışığım açık kalmış. Hay bin aydınlık!
Öyleyse aydınlık olsun hep, kendimizle barışmalar üzere.
Sıradaki parça ise Tanpınar Ahmet Hamdi‘nin kaleminden olsun;
“Biz şimdi bir aksülamel (tepki) devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede efendi’yi Wagner olmadığı için, Yunus Emre’yi Verlaine, Baki’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın, Türkistan’ın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti bulunduğumuz halde çırılçıplak yaşıyoruz. Coğrafya, kültür, her şey bizden yeni bir sentez bekliyor; biz görevimizin farkında değiliz. Boşu boşuna başka milletlerin tecrübesini yaşıyoruz.”
Gerçekten mi boşu boşuna yaşıyoruz başkalarının tecrübelerini?
O kadar boşu boşuna olmasa da, biz markalaşamayı bilmiyoruz demek istiyorum saygıdeğer Tanpınar’a.
O da kafama şaplağı patlatıyor pek tabii. Ben ne diyorum sanıyorsun!dercesine.
Kendini kendinden kendine kendiliğinden soran kendi halinde bir fukara olarak önümü ilikliyorum karşınızda.
Sizleri Nazım ile başbaşa bırakıyorum. Yoksa Genco ile mi? Belki de Fazıliledir.
Selam ve Sevgiyle.
Story & Image Copyright : OTahirZGN

